Ahmed, Bezzar, Taberânî, İbnu Hibban, Hakim, Abdullah b. Zübeyr’den, Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivâyet ederler: “Nikahı ilan ediniz.” (Ahmed, Müsned (Fethu’r-Rabbâni), XX. 212; bk. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IV. 289. Heysemî, İmam Ahmed’in rivâyetindeki ravilerin sika olduklarını kaydeder. İbn Hibban, Sahih, ll-IV. 265-266 (yazma); Müstedrek, III. 183. Hakim, Buhârî ve Müslim’in şartları üzere hadisin sahih olduğunu kaydetmekte ve Zehebî de bunu onaylamaktadır)
Tirmizî, Ahmed b. Munay’, Zeyd b. Harun’dan, Isa b. Meymun el-Ensarî’den, Kasım b. Muhammed’den, Aişe’den Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakleder: “Nikahı ilan ediniz, onu mescidlerde yapınız ve ilanında def çalınız.” (Tirmizî, Kitabu’n-Nikâh, III. 398-399. Tirmizî, hadisin yorumunda: Bu, hasen-garip bir hadistir. İsa b. Meymûn hadiste zayıf birisidir, demektedir. Tirmizî’nin bazı nüshalarında ise; sadece “bu garip bir hadistir” ifadesi vardır, “hasendir” kaydı yoktur. Mübârekfûri, “Tuhfe” II. 170-171 de bunu tercih eder)
Eşleri tebrik ve onlara dua etmeğe dair deliller:
1- Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesaî ve İbnu Mâce, Enes’den (r.a.) şunu naklederler: Peygamber (s.a.v.) Abdurrahman b. Avf’ın elbisesinde (damatlık lavantasının) sarartısını gördü ve: “Bu nedir?” dedi. Abdurrahman: “Bir nevât (beş dirhem) altın karşılığında bir kadınla evlendim” deyince Peygamber (s.a.v.): “Allah mübarek kılsın! Bir koyunla bile olsa düğün ziyafeti ver” buyurdu. (Buhârî, Kitabu’n-Nikâh, IX. 182; Kitabu’d-Daavât, IX. 158-159; Müslim, Kitabu’n-Nikâh, II. 1042; Tirmizî, Kitabu’n-Nikâh, III. 402; Nesaî, Kitabu’n-Nikâh, II. 91; İbnu Mâce, Kitabu’n-Nikâh, I. 615)
2- Buhârî, Müslim ve Beyhakî, Hz. Aişe’nin şöyle dediğim naklederler: Peygamber (s.a.v.) benimle evlendiğinde annem geldi ve beni içeriye eve götürdü. Evde Ensar’dan kadınlar vardı. “Hayır ve bereket üzere, hayırlı bir kısmet üzere” diyerek beni tebrik ettiler.” (Buhârî, Kitabu’n-Nikâh, IX. 182; Müslim, Kitabu’n-Nikâh, II. 1038; es-Sünenü’l-Kübrâ, VII. 149)
3- Ahmed, Dârimî, Tirmizî, Ebu Dâvud, İbnu Mâce, Hakim, İbnu Hibban ve Bevhakî. Ebu Hürevre’den sunu rivavet ederler:
“Peygamber (s.a.v.) evlenen birine dua ettiği zaman: “Allah sana mübarek etsin; seni mutlu kılsın, hayır üzere bir arada yaşayın” buyururdu. (Fethu’l-Bâri, IX 182)
İbnu Hacer, Ebu Hüreyre’nin sözleri arasında geçen söz-
cüğünü açıklarken, bu kelimenin dua etmek anlamında olduğunu, cahiliye döneminde “birrifâi velbenîni” diyerek birbirlerini tebrik ettiklerini, İslam geldiğinde onun yerine, “Allah’ın bereketinin eşler üzerine inmesi ve hayır üzere bir arada yaşamaları” için dua edildiğini söyler. Bazen buna ilaveten anlaşarak hayatlarını devam ettirmeleri ve çoluk çocuğa karışmaları için de dua edilir.
Cahiliyet tebrikleşmesi İslamda yasaklanmış ve Resûlullah (s.a.v.) bu münasebetle birbirimizi nasıl tebrik edeceğimizi bize öğretmiştir.
Bakiyy b. Mahled, Galib’ten, Hasan’dan, Temim oğullarından birinin şöyle dediğini rivâyet eder: Cahiliye döneminde “birrifâi velbenîni” derdik, İslam geldiğinde peygamberimiz ne söyleyeceğimizi bize öğretti ve şöyle buyurdu: “Allah size mübarek kılsın, sizi mübarek kılsın ve size bereket versin.” (İbnu Hacer aynı yer. Şevkânî, Neylu’l-Evtar’da (VI. 132) şöyle demektedir: Cahiliye döneminin tebrik şeklinden sakındırılmasının illeti konusunda ihtilaf edilmiştir. Allah’a hamdetmeyi, O’na övgüyü ve O’nu anmayı içermediği için yasaklandığını söyleyen olmuştur. Ibnu’l-Munir şöyle demektedir: Görünen o ki, cahiliyete uygun bir söz olduğu için Rasûlullah (s.a.v.) bu söze karşı çıkmıştır. Çünkü onlar dua olarak değil, kefe’ul olarak bunu söylüyorlardı. Mesela dua şeklinde şöyle demiş olsaydılar, herhalde karşı çıkmazdı: “Allah’ım, onları birbirlerine sevdir ve onlara salih evlatlar ver.”)
Aynı şekilde Ahmed, Dârimî, Nesaî, İbnu Mâce, İbnu Sünnî ve Taberânî, Hasan-ı Basri’den şunu naklederler. Akil b. Ebî Talib, Ceşm oğullarından bir kadınla evlendi: Yanına girip, “birrifâi velbenîni” diyerek onu tebrik ettiler. Akil b. Ebî Talib: Böyle demeyin, dedi. Ya ne diyelim ya Eba Zeyd, dediler. “Allah size mübarek kılsın ve size bereket versin” deyin. Böyle demekle emrolunduk. (Ahmed, Müsned, III. 179 (Maarif baskısı). Sahih senedle rivâyet edilmiştir. Dârimî, Sünen, II. 134; Nesaî, Sünen, Kitabu’n-Nikâh, II. 91; İbn Mâce, Sünen, Kitabu’n-Nikâh, I. 614-615; İbnü’s-Sünni, Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle, No: 596; İbnu Hacer, (Feth, IX. 182) de bu hadisi değerlendirirken şöyle demektedir: Hadisin ravileri sikadır. Ne var ki Hasan, Akil’den hadis dinlemiş değildir. Ancak İbnu Abdilberr, Akil’in hayat tercemesinde bu hadisi zikretmekte ve onu, Hasan İbnu’l-Hasan rivâyet etmiştir, demektedir (el-lstiâb, III. 1078)
İbnu Hacer, (Tehzib, II. 263-267) de Hasan’ın hal tercemesini anlatırken onun, Hz. Ömer’in hilafetinin son ikinci yılında doğduğunu, hicri 110 yılında vefat ettiğini Ali, Osman, Enes, Câbir ve sahâbeyle tabiînden çok kimseden hadis rivâyet naklettiğini söyler.
İbnu Hacer, (Tehzib, VII. 257) de Akil’in hal tercemesini anlatırken Hasan Basri’nin ondan rivâyet ettiğini ve Akil’in Muaviye’nin hilafeti veya Yezid’in hilafetinin ilk yıllarında vefat ettiğini belirtir.
Hasan’ın Akil’den rivâyet ettiğine dair İbnu Abdilberr ile İbnu Hacer’in ifadelerini gördük. Buna Hasan’ın Hz. Ali’den rivâyet ettiğini ilave eder -ki Hz. Ali, Akil’den yirmi yaş daha büyüktür- ve Hasan ile Akil’in çağdaş olduklarını da hesaba katarsak, Hasan’ın Akil’den rivâyette bulunduğuna engel birşey görmüyorum.
O halde hadis mevsul ve sahihtir. İbnu Hacer’in Feth’te zikrettiğine gelince, her halde kendisi de bu zikrettiğinden emin değildir ve bu sebeple ifadesini tamriz kalıbı ile anlatmış ve Tehzib’te aksini anlatmıştır.)
Tebrik etmek, nikahın ilanının bir neticesi ve onu haber vermekten başka birşey değildir.